Zaman geçtikçe hayatımda hiç bir zaman
görmediğim duymadığım anlamadığım şeyleri fark etmeye başlıyorum. Daha doğrusu
büyüdüğüm zamandan bu yana gerçekleri açıkça görebiliyorum. Ne yazık ki artık
içimden iş yapmamak tek geçerli bir bahane gelemez. Yirmi yaşlarına
ulaşılınca başarmak için ne yapmamız gerektiğini herkes bilmektedir. Şu
herkesçe iyi bilinir ki kendimizi başarıla ve mutlulukla kavuşturmak yolunda
tek kaldığı engel kötü alışkanlığımızdır. Çocukluğumuzda ya da delikanlılığımızda oluşturduklarımız zararlı
huylar sonsuza kadar canımız içinde kol gezer. Senin içinde belki tembelliktir
vardır. Başkasının içinde karısını aldatmak niyeti vardır. Dedem içinde içki
içmeye duramayacak bir niyet vardır. Kumar oynamaya da duramayacak bir niyeti
de vardır. Onu sevmediğimden böyle söylemiyorum. Hatta onu acayip seviyorum
fakat adam güçsüzdür. Keyif hep arayacaktır. Öteki dedemi de seviyorum. Ben ailemde herkesten fiziksel olarak ona
benziyormuşum. Onun hassasiyetleri de vardır. Zevk yaşamak istemez. Kendisi
hayatımda tanıdığım en sert adamlardan biridir. Şişman olmasın diye günlük tek
bir elma yer. Onu seviyorum fakat içinde
zevkten korkusuyla kol gezer. Ona gereken tek şey gururudur. Ona göre
adam olarak duygulu olmak yasaktır. Bence hayat da böyle olmaz. Zevk hem kötü
hem de güzel bir şey olduğu için dengelilikle hayat sürdürmek en doğrusudur.
Üstelik bu dengelilikle içimizde kol gezen kötü alışkanlığımız karşılaştığı
sırada kafanız çalışıyorsa ve ruhunuz hasta değilse başarmak ve mutlu olmak
için en iyisini yapılabilmektedir.
Hepimiz bunu bilmekteyiz fakat gerçeği bilmek yeterli değildir. İşte
hayat budur. Ne yapmamız gerektiğini bilmektir ancak yanlış ya da doğruyu
seçmektir. İnsan olarak bu gerçekte hepimiz birbirimize bağlıyız. Bazılarımız
servet arıyoruz bazılarımız aile sıcaklığı arıyoruz. Belki bazılarımız ikisini de
istiyoruz belki bazılarımız hiç birini istemiyoruz başkasını arıyoruz. Ne
olursa olsun hayat seçtiklerimizdir.
Hem geçen sene hem de mevcut sene beni özel sebepler Türkiye'ye getiriyor. Osmanlı tarihiyle ilgileniyorum ve özellikle on dokuzuncu yüzyıldaki yurttaşların hayatından merak ediyorum. Ne politikacılar ne de seçkinler ve elit aydınlardan sakınmıyorum ama aynı zamanda sıradan insanları ele almak istiyorum. Benim attalarım ABD'deki çiftliklerde çalışıyordu ve şimdiki ailem marangozlar ve bazıları pamukçulardı. Yaptıkları şeylere hayran olduğum için toplum daha iyi anlatılmak istedim ve nasıl bazı insanlar parayı ve iyi hayatı kazanıyorlar ama o esnada her dünyada insanların çoğu daha çok eşyaları ve daha yüksek bir hayat standardını arzu ediyorlar. İlgi alanlarıma göre tarih okumaya başladım ama daha önce hiçbir okula gitmedim ve çok küçük bir enstitüde okumaya başladım. Çok iyi notlar aldığım için Los Angeles'taki Kalifornya Üniversitesine kabul edildim ve orada iki lisanslar (hem tarih hem de Arapça) yaptım ve ondan sonra Orta Doğu Çalışmalarında (hem Arapça hem de Osmanlıca alanında) bir yüksek lisans da yaptım. Bu süre boyunca hem emek ve işçiler hem de esirlik hakkında okuyurdum ve tarih bölümündeki sınıfları aldım. Birkaç sene Arjentin'de kaldığım için Süriyeli cemaatıyla zaman geçirdim ve yirminci yüzyıldaki göçmenliği hakkında araştırdım ve çok ilginç hikayeler bulduğum için onu bağlı kağıt yazdım. Bu tecrübelerin hepsi benim kariyerimi kurmuş galiba. Sınıfta gençlerle konuşmayı sevdiğim için profesör olmayacağımı eminim. Araştırdığım insanların hepsi toplumu değiştiriyordu ve zar zor hayatları inşa ettiler. Arjentin'deki Süriyeliler etkileyici bir tecrübesi vardı. Osmanlı Devleti'nde işçiler ve esirler çok kıymetli başarılar ve işler yapmaya rağmen onlardan çok bahsediliyor. Şimdiki 1839-1878 arasında benim ilgilendiğim metinleri düzenliyorum ve Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde çok çalışıyorum ve kaynak okuyorum. Bu konuların ait kaç tane metinler olduğuna şaşırdım ve bunun için fikrim ve kanıtların benzeyip benzemeyeceğini merak ediyorum şimdiye kadar çok fazla metinler buldum ama aynı zamanda bir sene içinde çoğunluğu okuyacağım ve tez açısından ne imkandır. En sevdiğim şey sürpriz bulmaktan sonra karışık bir öykü anlamaya başlamak. Tarih çok insanlara göre sıkıcı bir alana benziyor aksine heyecanlıdır!!!
ReplyDeleteBu haftaki serbest yazımda bir kavramı tartışmak istiyorum: paylaşım. Bugün Facebook ve başka sosyal ağa’larda "paylaşım" önemli bir rol oynayan bir kavram. Arkadaşlarımız, ailelerimiz, ve yabancılarla yorumlarımızı, fotoğraflarımızı, ve başka şeyleri paylaşabiliriz. Bu blogda bile iki seçeneğimiz var: "görüntüle" veya "paylaş." Potansiyeli büyük olan bu yeni davranışlar muhtemelen insanlık için olumlu ve önemli bir adım. Ama sosyal ağa’lardaki paylaşım, gerçekten "paylaşmak" mı?
ReplyDeleteBu sabah kanepede eşimle oturup okurken bu düşünce aklıma geldi. Dizüstü bilgisayarlarımızda aynı makale'yi okuyorduk. (Fotoğrafçı Bill Cunningham'ı anma yazısı.)
"Aşkım," dedim. "Üc, dört yıl önce, pazar günü New York Times beraber nasıl okuduğumuzu hatırlıyor musun? Yani, baskı versiyonunu?"
"Tabi," dedi. "Çok keyifliydi. Park'ta oturup bütün gün gazeteyi beraber okurduk."
"Ben de seviyordum," dedim. "Şimdi dizüstü bilgisayarlarımızda 'beraber' okuyoruz ama nedense aynı değil." Bir dakika düşündükten sonra, güldüm. "Bölümler için kavga etmek zorundaydık. Eğer sanat ekini isteseydim ama onu sen okuyorsaydın, ben beklemeye veya ekleri takas etmeye mecbur kaldırdım."
"Haklısın. Gazeteyi paylaşıyorduk."
Paylaşıyorduk--o anahtar kelimeydi ve o şimdi eksikti. Bir şeyden sınırlı bir miktar varsa, paylaşmamız gerek. Benim ve eşimin aramızda sadece bir gazete varsa, paylaşmaya mecbur kalırız. Ama internette kıtlık yok. Facebook'ta bir makale paylaştığımdan, kendimden bir şey kaybediyor muyum? Gerçekten bir şey veriyor muyum? Bence bu paylaşım değil. Bu çoğalmak, üremek. Paylaşım özel bir şey çünkü feda var.
O zaman paylaşım daha çok sadakaya mı benziyor? Hayır. Paylaşım ne üreme ne de sadaka. Tepeden bakan bir insan sadaka verebilir ama paylaşamaz. Paylaşım sıcaklık, kardeşlik, ve samimilik gerektiriyor. Fakire bir simit bağışlamak iyi bir davranış, ama bence fakirle bir simit paylaşmak daha iyi.
Sosyal medya’nın birçok getirisi var, ama gerçek anlamda paylaşım yapabiliceğimiz bir yer değil.