(a) veya (b) konularından birini seçip en az yüz kelimelik bir yazı yazın.
(a) Kendi kültürünüz ve Türk kültürü arasında gözünüze çarpan farkları yazın. Bu farklılıklar hakkında neler düşündüğünüzü ya da neler hissettiğinizi anlatın.
(b) Kendi kültürünüzde ya da Türk kültüründe size cazip ya da garip gelen şeyleri nedenleriyle anlatın.
Babam Türk olduğu için hayatım boyunca Türk kültürünü zaten bildiğimi zannediyordum. Türkiye'ye gelince düşündüklerimin tamamen yanlış olduğunu anladım. Mesela, babam her zaman bana Türk misafirperverlik hakkında anlatmasına rağmen, insanların bu kadar yardımcı olacağıni hiç beklemezdim. "Hoşgeldin" dendiği andan itibaren ne istediğini durmadan sorarlar.
ReplyDeleteİkinci beni şaşırtan şey kolonyadır. Bebekken her hafta iki kere bayılıyordum. Bayıldığım zaman, babaannem kolonyayı çıkartırdı ve bana verdiği anda uyanırdım. Kolonya ile büyümeme rağmen bu kadar sık kullanıldığıni ben bile tahmin edemezdim. Geçen hafta bir sivrisinek ısırığım vardı, halam ısırığa ilaçmış gibi kolonya koydu. Havalimanından vardığımda, halam beni İstanbul'u göstermek istedi ama yolculuktan çok yoruldum. Sorunun olmadığını söylemiş, ve benim kolonya kokmamı tavsiye etmiş. Kokarsam kesinlikle uyanacağımı anlatmış. Kolonya kültürü benim icin kesinlikle farklı ama hiç şikayetim yok; kolonyanin kokusu gayet güzeldir.
Babam Türk olduğu için hayatım boyunca Türk kültürünü zaten bildiğimi zannediyordum. Türkiye'ye gelince düşündüklerimin tamamen yanlış olduğunu anladım. Mesela, babamın her zaman bana Türk misafirperverliği hakkında bir şeyler anlatmasına rağmen, insanların bu kadar yardımcı olacağını hiç beklemezdim. "Hoş geldin!" dendiği andan itibaren Türkler ne istediğini durmadan sorarlar.
Deleteİkinci beni şaşırtan şey kolonyadır. Bebekken her hafta iki kere bayılıyordum. Bayıldığım zaman, babaannem kolonyayı çıkartırdı ve bana verdiği anda uyanırdım. Kolonya ile büyümeme rağmen bu kadar sık kullanıldığını ben bile tahmin edemezdim. Geçen hafta bir sivrisinek ısırığım vardı, halam ısırığa ilaçmış gibi kolonya dökdü. Havalimanına vardığımda, halam bana İstanbul'u göstermek istedi ama yolculuktan çok yorulmuştum. Sorun olmadığını söyledi ve benim kolonya koklamamı tavsiye etti. Koklarsam kesinlikle uyanacağımı anlattı. Kolonya kültürü benim için kesinlikle farklı ama hiç şikayetim yok, kolonyanın kokusu gayet güzeldir.
This comment has been removed by the author.
DeleteBence en çarpıcı Amerika’daki kültürel şey kendisinin araba kültürüdür. Çoğu Amerika’daki şehirler arabayı icat ettikten sonra planladı. Bundan dolayı çoğu Amerikan şehirler yayıldı. Kendilerin nufüsleri de yayıldı. Bunun gibi altyapı 1950lerde devlet tarafından parayla yardım etildi. Ondan önce çok tren hatları vardı ama onun yerine devlet otoyolları destekledi. Araba işçiler, yol işçiler, ve Araba şirketler için bu gelişme güzeldi ama Amerika’nın halk kültürü kötüydü. Arabalar Amerika'nın bireyselliği ilerlemesini sağladı. Arabalarla Amerikalılar kendi kendilerinin yollarını ve varışlarını seçebilirdiler. Trendeyken yolculuklar aynı yer paylaşmaları lazımdı ve başka bir insan kendilerin yolunu seçti. 1950lerdeki Amerikalılar için arabalar özgürlüğü simgeledi. Maalesef bundan dolayı Amerika’nın ulaşım sistemleri kötü.
ReplyDeleteBence Amerika’daki en çarpıcı kültürel şey oradaki araba kültürüdür. Amerika’daki çoğu şehir araba icat edildikten sonra planladı. Bundan dolayı çoğu Amerikan şehri yayıldı/genişledi ve bu şehirlerin nüfusları da arttı. Bunun gibi altyapı çalışmaları için 1950'lerde devlet tarafından para yardımı geldi. Önceleri pek çok tren hattı vardı ama onun yerine devlet otoyolları destekledi. Araba işçileri, yol işçileri, ve araba şirketleri için bu gelişme güzeldi ama Amerika’nın halk kültürü kötüleşiyordu. Arabalar Amerika'nın bireyselliğinin ilerlemesini sağladı. Arabalarla Amerikalılar (kendi) kendilerinin yollarını/rotalarını ve varışlarını (?) seçebilirdiler. Trendeyken yolculuklarda aynı yeri paylaşmaları lazımdı ve rotayı başka bir insan seçiyordu/belirliyordu. 1950'lerde(ki) Amerikalılar için arabalar özgürlüğü simgeledi. Maalesef bundan dolayı Amerika’nın ulaşım sistemleri (toplu taşıma sistemleri) kötü.
DeleteTürkiye'deki en büyük ve batılaştırılmış şehir olan İstanbul'un tek yaşadığım yer olduğundan dolayı geniş bir şekilde Türk alışkanlıklar hakkında konuşmak biraz zor. Ancak denediğim kadarıyla Amerika'yla Türkiye'nin arasındaki gördüğüm en büyük külturel fark fiziksel temas ile ilgili. Hem izlediğim filmlerde hem de Türkiye'de yaşayıp okurken Türkler, Amerikalılardan fiziksel temas ile daha çok rahatlı. Gördüğüm kadarıyla arkadaşlar daha sık sarılır ve öper. Ancak Amerika'da ise adeta duygularımızı göstermekten korkuyormuşuzcasına bu tür temastan genelde çekiniriz. Bu tür irtibat ülkemde çok özel veya romantik ilişkilere aittir. Bu nedenle eğer iki erkek veya iki kadın bu kadar dokunursa yani eşçinsel olmalı. Bizim hakkımızda ne demek, bilmiyorum. Belki bu tür sevgi veya dostluk gösterişi bizce daha özel bir iş. (Ayrıca Amerikan şehirlerinde büyüyünce kendi ülkemin tümü hakkında gerçekten konuşamam.)
ReplyDeleteTürkiye'deki en büyük ve batılaş(tırıl)mış şehir olan İstanbul'un tek yaşadığım yer olmasından dolayı geniş bir şekilde Türk alışkanlıkları hakkında konuşmak biraz zor. Ancak deneyimlediğim kadarıyla Amerika'yla Türkiye'nin arasında gördüğüm en büyük kültürel fark fiziksel temas ile ilgili. Hem izlediğim filmlerde hem de Türkiye'de yaşayıp okurken Türkler, Amerikalılardan fiziksel temas konusunda çok daha rahat. Gördüğüm kadarıyla arkadaşlar birbirlerine daha sık sarılır ve birbirlerini daha sık öper. Amerika'da ise adeta duygularımızı göstermekten korkuyormuşuzcasına bu tür temastan genelde çekiniriz. Bu tür temas ülkemde çok özel veya romantik ilişkilere aittir. Bu nedenle eğer iki erkek veya iki kadın birbirlerine bu kadar dokunursa eşcinsel oldukları düşünülür. Bizim hakkımızda bu ne demek, bilmiyorum. Belki bu tür sevgi veya dostluk gösterişi bizce daha özel bir iş. (Ayrıca Amerikan şehirlerinde büyüyünce kendi ülkemin tümü hakkında gerçekten konuşamam.->> Bu cümleyi pek anlamadım.)
DeleteKendim kültürüm ve Türk kültürü arasında gözüme çarpan farklardan biri, yemek kültürüdür. Pişirmeyi seven ve her tür yemek ile ilgilenen bir insan olduğum için nereye gidersem yemek kültüre dikkat etmeye çalışırım ve Bursa’da bir aile ile kaldığım zamanda onun yemek kültürün, (genelleştirmek için kusura bakmayın çünkü gerçekten genel Türk yemek kültürünü yansıtıp yansıtmadığını tam bilmiyorum) ailemin yediklerini sürekli karşılaştırırdım. En çok onların farklı yediklerini fark ettim. Mesela, Kaliforniyalı ailem, Bursalı ailem ile karşılaştırıldığında çok fazla et yer. Ana babam, biraz kırsal bir yerde oturduğu için her yıl bir kaç domuzu ve tavuğu yetiştirirler ve de babam avcı olduğu evinde bazen dulu bir av hayvan buzluğu var. Kendinin yetiştirdiklerin et çok lezzetli olduğu halde o kadar fazla yerler ki genellikle onları ziyaret ettiğimden sonra bir kaç gün et yemem. Ana babamdan farklı olarak Bursalı ailem az et yer, ama çok (ve benim için biraz fazla) ekmek yer. Bursa’dayken, ekmeksiz bir akşam sofrasında oturmadım ve ekmekten kaçınmak bana biraz zor geldiği hissediyordum.
ReplyDeleteKendi kültürüm ve Türk kültürü arasında gözüme çarpan farklardan biri, yemek kültürüdür. Yemek pişirmeyi seven ve her tür yemek ile ilgilenen bir insan olduğum için nereye gidersem yemek kültürüne dikkat etmeye çalışırım ve Bursa’da bir aile ile kaldığım sırada onların yemek kültürüyle (genelleme için kusura bakmayın çünkü gerçekten genel Türk yemek kültürünü yansıtıp yansıtmadığını tam bilmiyorum) kendi ailemin yediklerini sürekli karşılaştırırdım. En çok onların farklı şeyler yediklerini fark ettim. Mesela, Kaliforniya'daki ailem, Bursa'daki ailem ile karşılaştırıldığında çok fazla et yer. Annem ve babam, biraz kırsal bir yerde oturduğu için her yıl bir kaç domuz ve tavuk yetiştirirler ve de babam avcı olduğu için evinde bazen dolu bir av hayvanı buzluğu var. Kendi yetiştirdikleri et çok lezzetli olduğu halde o kadar fazla yerler ki genellikle onları ziyaret ettikten sonra bir kaç gün et yemem. Anne ve babamdan farklı olarak Bursalı ailem az et yer, ama çok (ve benim için biraz fazla) ekmek yer. Bursa’dayken, ekmeksiz bir akşam sofrasında oturmadım ve ekmekten kaçınmanın bana biraz zor geldiğini hissediyordum.
DeleteAmerika’da doğuma büyüme olduğuma rağmen geleneksel (ve biraz muhafazakâr) Meksikalı bir aileden biriyim. Bunun için Orta Doğu ve Türkiye’de yaşarken tecrübelerim başka Amerikalı öğrencilerin tecrübesi farklı olduğunu sanırım. Mesela, Mısır’da otururken Mısırlı ve Filistinli kız arkadaşlarımla muhafazakâr babalarımız hakkında içi döküp dertleşerek kendimiz kültürümüzde çok bezerliği keşfettik! Aynı şekilde, Türk arkadaşlarımla ailelerimizden bahsederek kültürümüz birbirine çok benzediğini gözümüze çarptı. Mesela, hem Türk hem de Meksikalı çocuklar büyüklerine saygı göstermelidir. Buna ilaveten, hem geleneksel Meksikalı hem de Türk aileler ataerkil olduğundan sık sık erkek çocuk, kız çocuğun babaları tarafından farklı şekilde davranılır. Türk ve Meksikalı kızlar erkeklerden fazla iyi davranmalı, terbiyeli olmalı, akşam daha erken eve dönmelidir, vesaire. Kızlar büyüdüğü zaman pişirmeyi öğrenmeli, daha küçük çocukları bakılmalı. Aile doğum günü partileri veya düğünlere gittiği zaman teyzelerimiz “Erkek arkadaşı var, ya?” yoksa “Ne zaman evleneceksin?” gibi sorular sorarlar. Aslında hem geleneksel Türk hem de geleneksel Meksikalı ailede kız olarak zor olabilir!
ReplyDeleteDoğma büyüme Amerikalı olmama rağmen geleneksel (ve biraz muhafazakâr) Meksikalı bir ailede yetiştim/büyüdüm. Bunun için Orta Doğu ve Türkiye’de yaşarken tecrübelerimin başka Amerikalı öğrencilerin tecrübesinden farklı olduğunu düşünüyorum. Mesela, Mısır’da otururken Mısırlı ve Filistinli kız arkadaşlarımla muhafazakâr babalarımız hakkında içimizi döküp dertleşerek kendi kültürlerimiz arasında pek çok bezerlik olduğunu keşfettik! Aynı şekilde, Türk arkadaşlarımla ailelerimizden bahsederken kültürümüzün birbirine çok benzediği gözümüze çarptı. Mesela, hem Türk hem de Meksikalı çocuklar büyüklerine saygı göstermelidir. Buna ilaveten, hem geleneksel Meksikalı hem de Türk aileler ataerkil olduğundan sık sık erkek çocuğa ve kız çocuğa babaları tarafından farklı şekilde davranılır. Türk ve Meksikalı kızlar erkeklerden daha iyi davranmalı, terbiyeli olmalı, akşam daha erken eve dönmelidir, vesaire. Kızlar büyüdüğü zaman yemek pişirmeyi öğrenmeli, daha küçük çocuklara bakmalıdır. Aile doğum günü partileri veya düğünlere gittiği zaman teyzelerimiz “Erkek arkadaşın var mı?” ya da “Ne zaman evleneceksin?” gibi sorular sorarlar. Aslında hem geleneksel Türk hem de geleneksel Meksikalı bir ailede kız olmak zor olabilir!
Delete[Kesinlikle katılıyorum! :)]
Türk kültürü hakkında sevdiğim bir şey ve sevmediğim bir şeyden bahsetmek istiyorum. Amerika’ya göre, Türkiye’deki restoran ve meyhanelerde daha kolay keyif aldığını seviyorum. Buradaki restoranlarda kahvaltı, öğle yemeği, ve akşam yemeği yemek çok zevkli. Acele yok, garsonlar hep yardım sever, ve kış mevsiminde hariç herkes dışarıda yiyor. En önemli olan, İstanbul, Ege Denizi, ve Ak Deniz bölgelerinde herkes su kenarında yiyor. Yani, su varsa, su kenarında yersin. Nedense Amerika’da su uzaklardan yiyoruz. Mesela Manhattan bir ada olduğunu çok kolay unutmak, çünkü çok az vapur ve su manzara olan restoran veya barlar var. Hatta insan “su kenarında” yedikleri zaman bile, gerçekten su kenarında değiller. Ama bir kez Bodrum’daki plajda bir lokantada akşam yemeği yedim ve iki masa ayağı sudaydı. (Başka bir grup sandalyelerini ve bütün masasını suya taşıp denizde yetti.)
ReplyDeleteTürk kültürü hakkında neyi sevmiyorum? Amerika’ya göre, Türkiye’deki kafe, lokanta ve trenlerde çocuklar da terbiyesiz ve gürültücü. Meğer her ne şekilde davranırlarsa, anne baba onlar azarlamamış. Mesela geçen Pazar günü saat 20’de Yalova’dan gelen feribotta olduğum zaman, bir çocuk plastik masada oyuncak arabayla onuyordu. Çok gürültülüydü. Feribot salonunda herkes uykulu ama bu çocuk sayışında hiç kimse uyuyamıyordu. Binaenaleyh ana babası hiç bir şey yapmadı. Bence çok ayıp. Tabii ki Amerika’daki çocuklar da terbiyesiz davranabilir ve ana babalar çocuklarını şımartabilir, ama genellikle çocuğu restoran veya bir trende çok gürültü yaparsa, ana baba utanıyor.
Türk kültürü hakkında sevdiğim bir şey ve sevmediğim bir şeyden bahsetmek istiyorum. Amerika’ya göre, Türkiye’deki restoran ve meyhanelerde daha kolay keyif alınabilmesini seviyorum. Buradaki restoranlarda kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği yemek çok zevkli. Acele yok, garsonlar hep yardımsever ve kış mevsimi hariç herkes dışarıda yemek yiyor. En önemlisi, İstanbul, Ege Denizi, ve Akdeniz bölgelerinde herkes su kenarında yemek yiyor. Yani, su varsa su kenarında yemek yersin. Nedense Amerika’da sudan uzaklarda/uzak yerlerde yiyoruz. Mesela Manhattan'ın bir ada olduğunu unutmak çok kolay, çünkü çok az vapur ve su manzarası olan restoran veya bar var. Hatta insan “su kenarında” yediği zaman bile, gerçekten su kenarında olmuyor. Ama bir kez Bodrum’daki bir plajda bir lokantada akşam yemeği yedim ve iki masa ayağı sudaydı. (Başka bir grup sandalyelerini ve bütün masasını suya taşıyıp denizde yemek yedi.)
DeleteTürk kültürü hakkında neyi sevmiyorum? Amerika’ya göre, Türkiye’deki kafe, lokanta ve trenlerde çocuklar daha terbiyesiz ve gürültücü. Demek ki her ne şekilde davranırlarsa davransınlar, anne babaları onları azarlamamış. Mesela geçen Pazar günü saat 8'de Yalova’dan gelen feribottayken bir çocuk plastik bir masada oyuncak bir arabayla onuyordu. Çok gürültülüydü. Feribot salonunda herkes uykuluydu ama bu çocuk yüzünden hiç kimse uyuyamıyordu. Buna rağmen ana babası hiç bir şey yapmadı. Bence çok ayıp. Tabii ki Amerika’daki çocuklar da terbiyesizce davranabilir ve ana babalar çocuklarını şımartabilir, ama genellikle bir insanın çocuğu bir restoran veya trende çok gürültü yaparsa anne ve babası utanır.
["Binaenaleyh" benim bugüne kadar hiç kullanmadığım bir sözcük :) Çok eski, Arapça kökenli bir sözcük ve "bundan dolayı", "bunun için" anlamında kullanılıyor.]
Gecen yaz Bursa'da otururken ilginç bir gözlemi tanık oldum ve antropolojik bir teori geliştirmeye başladım. Bu teorinin adası “Cay ve Ataerkillik.”
ReplyDeleteBursa'da, küçük bir mahallede (Yıldırım) oturuyordum. Her gün, okuldan eve yolumda bir kaç çay bahçesini geçirdim. Benim sokaktaki en büyüktü ve en popülerdi.Türkiye'de, çay bahçesiler bir esastır. Gündelik bir yer onlar, insanlar hızlı geliyor, gidiyor, veya kalıyor bir cay veya bir türk kahvesi için. (Fakat, nasıl bu şirketler para kazanıyor anlamıyorum çünkü sadece çok ucuz şeyler satıyorlar…) Genelde, çay bahçesiler açık havada ve insanlar orada buluşuyor ve sohbet ediyor çok.
Amerikalı insanlara cay bahcesiler hakkında anlatırken, onlarca bu yerler çok hos görünüyor. İngilizcede, “tea garden” sevimli bir kelimle ve ben onu düşünüyorken, elbise takılan kadınlar küçük beyaz masalarda oturuyor ve onların arasında çiçekler var hayal ederim. çay bahçesiler çocukların kitaplarında ve onlar tam olarak zararsız.
Gerçekte, çay bahçesiler böyle değil. Düşüncelerimin ve gerçeğin arasında birincil bir fark var: çay bahçesiler kadınlar için değil. çay bahçesiler geçerken, bir fark ettim: her oturan kişi erkekti. Bursa'nın cay bahcesilerinde hiç bir kadın görmedim. Bu bana vurdu. Neden kadınlar kalmadı orada? Sonra, bu kafelere daha dikkat ettim. Erkekler ne yapıyordu orada? Bir televizyon her zaman acildi, gazeteler masalarda açık kaldi, insanlar sohbet etti—belki haber veya politika hakkında—ama en çok, bu erkekler sadece oturuyordu ve bakıyorlardı. çay bahçesiler açık havada olduğu bir rastlantı değil, bence. Orada oturan erkekler hep gecen kişisi görünebilirdi. Bu çok önemli bir amacı hizmet etti: mahallede, herkesin yapılan şeyleri bakınıyordu—yani kontrol ediliyordu, erkeklerin tarafından. Bu yerlerde polkaları tartışılırdı, haberler paylaşılırdı, ve insanların arasında bağlantılar kurulurdu (böyle güç paylaşıyordu), ve kadınları onlara içeri almattı.
Tabii ki bir problem gibi bana göründü. Ama tam emin değilim. Türk değilim, o mahallede büyümedim, hiç tam olarak anlanamayacağım. Böyle yerler gördüm Amerikada, tabii. En çok barlar böyle çalışıyor ve aeterkilikin güçü yoğunlaşıyor.
Ayni zamanda, kadınlar güçsüz değil tabii. Bir kaç defa, öğleden sonra, Türk annem, kız kardeşim ve ben başka bir dairede ziyaret edirdik. Sokağımızda başka oturan kadınlar topluyordu, sohbet ediyordu, ve tabii çay içiyordu. Erkekler için, o yerler de “yasak” gibi. Orada, kadınlarda haberler paylaşıyordu, bağlantılar kuruyordu ve böyle onların kadın güçüsü korudu. Yani belki, kadınlar çay bahçesilere girmesi lazım değil... kendilerin yönetemleri var (ve bunlar daha gizli—devrim için daha uygun).
Geçen yaz Bursa'da otururken ilginç bir şeye/olaya tanık oldum ve antropolojik bir teori geliştirmeye başladım. Bu teorinin adı “Çay ve Ataerkillik.”
DeleteBursa'da, küçük bir mahallede (Yıldırım) oturuyordum. Her gün, okuldan eve giderken bir kaç çay bahçesinin yanından geçerdim. Benim sokağımdaki en büyük ve en popüler olandı. Türkiye'de, çay bahçeleri bir esastır. Gündelik bir yer onlar, insanlar hızlıca geliyor, gidiyor veya kalıyor bir çay veya bir Türk kahvesi için. (Fakat, nasıl bu işletmeler para kazanıyor anlamıyorum çünkü sadece çok ucuz şeyler satıyorlar…) Genelde, çay bahçeleri açık hava mekanlar ve insanlar orada buluşuyor ve uzun süre sohbet ediyor.
Amerikalı insanlara çay bahçeleri hakkında bir şeyler anlatırken onlara bu yerler çok hoş görünüyor. İngilizcede, “tea garden” sevimli bir kelime ve ben onu düşündüğümde aklıma aralarında çiçekler olan, küçük, beyaz masalarda oturan elbiseli kadınlar geliyor. Çay bahçeleri çocukların kitaplarında ve onlar tam olarak zararsız [Bu son cümleyi anlamadım].
Gerçekte, çay bahçeleri böyle değil. Düşüncelerimin ve gerçeğin arasında önemli bir fark var: Çay bahçeleri kadınlar için değil. Çay bahçelerinden geçerken bir şey fark ettim: oturan herkes erkekti. Bursa'nın çay bahçelerinde hiç kadın görmedim. Bu beni sarstı. Neden kadınlar yoktu orada? Sonra, bu kafelere daha dikkatlice baktım. Erkekler ne yapıyordu orada? Televizyon her zaman açıktı, gazeteler masalarda açık duruyordu, insanlar sohbet ediyordu —belki haberler veya politika hakkında— ama en ilginci, bu erkekler sadece oturuyordu ve bakınıyorlardı. Çay bahçelerinin açık havada olması bir rastlantı değil, bence. Orada oturan erkekler hep gelip geçen insanları görebiliyor. Bu çok önemli bir amaca hizmet ediyordu: Mahallede, herkesin yaptıkları izleniyordu —yani kontrol ediliyordu, erkekler tarafından. Bu yerlerde politik konular tartışılırdı, haberler paylaşılırdı, ve insanların arasında bağlantılar kurulurdu (böylece güç paylaşılıyordu), ve kadınlar bu ortamın içine alınmıyordu.
Tabii ki bu, bana bir problem gibi göründü. Ama tam emin değilim. Türk değilim, o mahallede büyümedim, bu nedenle hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağım. Amerika'da da böyle yerler gördüm tabii. En çok barlar böyle çalışıyor ve ataerkillik yoğunlaşıyor.
Aynı zamanda, kadınlar güçsüz değil tabii. Bir kaç defa, öğleden sonra, Türk annem, kız kardeşim ve ben başka bir evi ziyaret ederdik. Sokağımızda oturan başka kadınlar toplanıyordu, sohbet ediyordu, ve tabii çay içiyordu. O yerler de erkekler için “yasak” gibiydi. Orada, kadınlarmda haberler paylaşıyordu, bağlantılar kuruyordu ve böylece onların kadın gücü korunuyordu. Yani belki, kadınların çay bahçelerine girmesi lazım değil... kendilerine özgü yönetemleri var (ve bunlar daha gizli—devrim için daha uygun).
[Çok keyifli bir yazı olmuş, teşekkürler! :) Çay bahçeleri dışında bir de kahvehane kültürü var Türkiye'de ve kahvehaneler daha da erkeklere özel.]